07 Aralık 2009 Pazartesi

Mekanın Cennet Olsun EMRE KARATAŞ

Şahsen geride bırakılan yıllar arasından mekan olarak Ankara'da geçen zaman hakkında güzel hatırlanan birkaç şey arasında olan bir dershane vardı. Üniversiteye başladıktan sonra da fırsat bulundukça uğranılmasına rağmen içindeki insanların halen özlendiği ve yaklaşık 2 senedir bir türlü denk getirip uğrama şansı bulunamayan, ama içinde Ankara geçen planlar yapılırken illa ki kendine yer bulan.

Yine planların yapıldığı bir dönemde tesadüfen öğrenilen bir haber insanın bir anda susup oturmasını sağlıyor sandalyeye. Çünkü bir türlü gerçekleşemeyen ama aylardır ara sıra gündeme gelen planlardan sonra uğranılması düşünülen yerdeki onlarca güzel insandan biri olan "Emre Ağabey/Bey"in aylar önce bu dünyadan göç ettiğini öğrenmek kaldırılması çok kolay bir şey olamıyor doğal olarak.

Önce kendime kızıyorum, "Nasıl aylardır haberim olmaz?" diye... Sonra da diyorum ki, "demek ki bugün tesadüfen öğrenmekmiş kaderde olan".

Ankara'nın köklü dershanelerinden birinin kurucusunun oğlu ve aynı zamanda dershanenin yönetim kadrosunun en başında olup da, etraftaki öğrencilerle her fırsatta sohbet eden, kapısı çalındığında önündeki işleri bırakıp odasında misafir eden biri olmasıydı, O'nu o dershaneden ayrılmasının üzerinden neredeyse 5 sene geçen bir öğrencisinin bile gözünde özel kılan. Dershanenin öğretmeni de değildi, kişisel olarak birşeyler öğretmek gibi bir amacı da yoktu büyük ihtimalle ama insanlığı şahsen bana çok şey öğretmişti.

Halen haberin şaşkınlığını üzerimden atamasam da ve bugün öğrendiğim kadarıyla hastalığın sebebiyle aramızdan ayrılmanın üzerinden aylar geçmiş olsa da Mekanın Cennet Olsun EMRE KARATAŞ... Biliyorum ki, UNUTULMAYACAKSIN...

12 Ekim 2009 Pazartesi

Şahsen sahip olunan kafada bir gariplik olmalı ki, bir anda bozulabiliyor. Aslında bu sefer teorik olarak ortada çok kafaya takılacak bir durum olmamasına rağmen kafadaki bozulma oranı biraz fazla. Hele ki, yüzlerce kilometre uzaktaki dostla 2 satır diye başlayıp, galiba karşı tarafın da içine doğduğu için telefona geçip 2-3 saat konuşmayla sonlanan süreç ayrı bir göstergeydi galiba. Belli ki, bir doluluk durumu var.

Böyle durumlarda bir süre sağdan devam etmek en iyisi...

08 Ekim 2009 Perşembe

Bizler burada "şu soğuk algınlığından tam olarak kurtulsak da rahatlasak" diye ümit ederken, aynı ülke sınırları içerisinde denize girenlerin olması da enteresandır bazen.

İyi tatiller, sevgili anneciğim ve sevgili babacığım... :))

07 Ekim 2009 Çarşamba

Geçen zaman...

Günün birinde halısaha maçına çıkıp da, artık maç boyu hayvani ciğerleriyle koşup heryere yetişen genç yetenek olmadığınızı ve hatta sıranın başka genç yeteneklere geldiğini görünce zamanın geçmiş olduğunu da otomatikman anlıyorsunuz. Devir aynı üniversitede okuduğunuz halısaha ekibindekilerin gözünde "veteran" tadında anılma devridir, çoğu veteranın aksine göbek olmasa da...

Demek ki zaman cidden geçiyormuş. Yine de, geçmişe bakınca kurulan cümlelerin son kelimelerinde bulunan "-saydık, -seydik" ekleri yerine sadece "-dık, -dik" eklerinin terazide oldukça ağır basması yeterince teselli edici...

Bundan sonra da zamanın hakkını verip, zamanları geçirebilmek dileğiyle...

29 Eylül 2009 Salı

Okul yolu düz gider...

Son yapılan değişiklikle okulu normal zamanında bitirme şansı doğması, büyük oranda gidilmesine karar verilen kurs ve girilecek irili ufaklı sınavları düşününce düz giden okul yollarında vites artırma gerekliliği kendini gösteriyor. Rastgele...

27 Eylül 2009 Pazar

Keşke Çıkıp Şaka Desen...

23 Eylül 2009 Çarşamba

Zaman geçer...

LGS, ÖSS, ÖYS, SBS, OGS, KGS ?!?!?! derken sıra geldi ALES'e...

Caanım ülkemin birbirinden çeşitli sınav ve düzenleme sistemlerinden, şahsen belki de karşılaşılacak en sonuncusuyla da yüzleşmenin zamanı geldi.

Tüm kayıt yaptıranlara kolay gelsin...